Gül ile Başlayan Atasözleri: Kayseri’de Bir Gündüz, Bir Gece
Hayatımda ne çok kez sabahları, gün ışığının Kayseri’nin bozkırlarını aydınlatmaya başlamasıyla birlikte, rüzgarın hafifçe yüzümü okşadığı o anlarda düşündüm, “Hayat bir gül gibi olmalı…” Ama işte, o gül ne kadar masum görünse de, dikenleri her an batabilir. Bu günlerden birinde, Kayseri’deki dar sokaklarda yürürken yine bu sözler kafamda yankılanıyordu. Anlamını çözmeye çalışıyordum; hem de ilk kez!
Gül Gibi Bir Hayat Mı?
Herkesin hayatında, “Gül gibi” tabiriyle tanımlanabilecek bir dönem vardır, değil mi? İlk başta, bana ne de güzel, saf, parlak bir hayat gibi geliyordu; bir gül gibi, güneşin altında parlayan bir şey. Ama ne yazık ki, gül de dikenleriyle gelir. Sadece çiçeklenmiş, güzellik içinde görebileceğiniz o renkli yaprakları değil, aynı zamanda acı veren, sarhoş edici dikenleri de vardır. Şimdi düşününce, Kayseri’nin o hüzünlü ama aynı zamanda büyüleyici sokaklarında yürürken, şehrin bana fısıldadığı ilk atasözü “Gülümsediğin zaman dünya sana gülümser,” oldu.
Ama gerçekten mi? Bir insan ne kadar gülümsese de, hayatın dikenlerinden kaçmak kolay mıydı? Ya da sabahları güneş doğarken, o ilk ışıkla birlikte içimizi aydınlatan o umutlu duygular gerçek miydi? Ben Kayseri’nin bu soğuk havasında, en sert rüzgârda bile ümit etmeye devam ettim. Gül, sadece bir simge miydi? Hangi atasözü, bizi gerçekten anlamaya ve hayata tutunmaya davet ediyordu?
Gül Dikeniyle Gelir
Bundan bir hafta önce, bir sabah yine Kayseri’nin o derin sessizliğinde yürüyordum. Zihnimdeki karmaşık düşünceler arasında kaybolmuşken, karşıma aniden bir yaşlı amca çıktı. Yüzü kırışmış, ama gözleri hâlâ bir parıltı taşıyor, umut doluydu. Beni görünce gülümsedi ve “Gül dikeniyle gelir evlat,” dedi. Başımı kaldırıp gözlerine bakarken, bir şey hissettim. Sanki o söz, hayatın gerçeğini anlatan, dilinden düşmeyen bir felsefe gibiydi.
Amca ne demek istemişti? Belki de, gülün aslında her zaman tatlı ve güzel olamayacağını, ona ulaşmanın, onu yetiştirmenin, büyütmenin her zaman zorluklarla dolu olduğunu anlatıyordu. Gül dikeniyle gelir. Bu atasözü, hayatın her yönünü kucaklamak, sevmenin, yaşamanın, umut etmenin yanına taşıdığı sorumlulukları ve acıları da kabul etmekti. Bazen, gül gibi yaşamanın bile bir bedeli olur. Ben de, amcanın sözleriyle bir kez daha gözlerimde beliren hayal kırıklığının altında, bu gerçeği kabullenmeye başladım.
Bir Gülün Sırrı: Gülme, Gülümsediğin Kadar…
O sabahın sonrasında günümde başka bir dönüm noktasına geldim. Evime dönerken bir dostumla karşılaştım. Hemen beni sarmak isteyen bir merakla: “Bunu seninle paylaşmak istiyorum,” dedi. Bir an, onun gözlerindeki heyecanı görünce, gülün sırlarını bir kenara bırakıp bir şeyler daha görmeye başladım. Dostumla olan o konuşma, bana bir başka gül gibi düşünmeyi öğretti.
“Bazen insanlar gülmek isteseler de, gülümsedikleri zaman dünya onların gülümsemesine güler,” dedi. Ne kadar doğruydu! Belki de tam olarak hayatımın anlamını yeniden kazandığım noktada, bu düşünce bana bir ders gibi geldi. Gül, bazen sadece güzellik değil, aynı zamanda içindeki derin acıyı, zaferi, savaşı, barışı simgeliyordu. Düşünsenize; sadece gülerek hayatın yükünü taşıyabilir miydiniz? O kadar derin bir anlam taşıyor ki, gülüşün kendisi de.
Gülüşün Arka Yüzü: Ne Gülümsediğini Bilmeyen Bir Dünya
Bir hafta sonra, Kayseri’nin o ünlü pastanesinde, önümdeki fincan kahveye dalmışken, gözlerim birden genç bir kadının derin bakışlarıyla karşılaştı. Kafasını eğerek, adeta bir gülümseme bekliyordu. Ama bir gariplik vardı. Bu gülüşün ardında bir hüzün mü vardı yoksa kaybolmuş bir umut mu? Gülüşünün anlamını bulamadım, fakat içimde bir his uyandı. Kayseri’nin derinliğinden, taşlarının arasından bu duyguyu hissettim.
O zaman tekrar aklıma geldi. “Gülümsediğin zaman dünya sana gülümser”… Gerçekten de öyle mi? İnsan bazen gülmeyi unutabiliyor. Ve gülüşünü kaybeden bir dünya, belki de içinde daha çok kırık gül yaprakları taşıyor demektir. Ne de olsa, gül dikeniyle gelir ve gülümsediğinizde dünyaya ne kadar çok şey anlatırsınız, değil mi? Bir gülün nasıl olabileceğini, nasıl büyüyebileceğini, nasıl neşelendirip birden sararmaya, kurumaya başlayabileceğini… Ama yine de insan, bu gülün özünü hiç kaybetmeden yaşamalı. Belki de hayat, her zaman dikenli bir yolda yürümek gibi değildir. Belki de sadece gülümsediğimizde, gerçeği anlayabiliriz.
Sonuçta Gül Gibi Yaşamak
Kayseri’nin sokaklarında, gül kokusu arasında kaybolurken, gül ile ilgili son bir atasözünü hatırlıyorum. “Gülü dikeninden tanırsın.” İşte, belki de hayat bu kadar basit! Gerçekten de, sadece bir gülün güzelliğini görmek değil, dikenleriyle birlikte kabul edebilmek, insanın en büyük başarısıdır. Dikenler olmadan gülümsediğimizde, sadece bir yaprağından ibaret kalırız. Ancak, dikenlerini anlamadan gülün güzelliğini de kabul edemeyiz.
Hayat, bazen bir gül gibi, bazen de diken gibi. Ama nasıl yaşarsak yaşayalım, sonunda hep gülümseyeceğiz. Çünkü her gülüşün ardında, bir hayatın, bir zaferin, bir kaybın ve en önemlisi de, hayatın sırrını anlayan bir yüreğin izleri var.
Şimdi düşündükçe, Kayseri’nin o soğuk rüzgârında bile bir gülüşle başlayıp, neşe ve umutla biten bir hikâye arıyorum. Belki de, gül ile başlayan atasözleri, her anımızda birer işaret, birer anlam bulduğumuzda gerçek olur. Ve sonunda, hayatın her anında, gülümsemek, hem güzelliklerin hem de dikenlerin anlamını taşır.